Sözlü kültür mirasi - kazak ağitinin i̇crasi, anlami ve bağlami

Sözlü kültür mirasi - kazak ağitinin i̇crasi, anlami ve bağlami

Bu makalede Kazakların ağıt yakma geleneği incelenecektir. Makalenin giriş kısmında Türk boylarına ortak ağıt yakma geleneğinin tarihi ve Kazak ağıtların üzerine yapılmış araştırmalar hakkında bilgi verilmektedir. Kazak ağıt performansının metinlik ve müzikal özelliklerinin analizi ise 16-17 Aralık 2011 yılında yer alan Batı Kazakistan’daki Canaözen olayı sonrası çocuklarını kaybeden iki annenin ağıtlarının üzerine yapılmıştır. Makalede ağıtlar sözlü kültürün günümüzde yaşayan mirası olarak değerlendirilmiştir. Aynı zamanda makalede ağıtların sosyal ve kişisel tabiatı incelenip, geçmişte ve günümüzde ağıt yakma geleneğinin işlevleri nedir sorusu da ele alınmaktadır.

Авторы публикации

Рубрика

Культурология

Журнал

Журнал «Научный лидер» выпуск # 20 (22), июль ‘21

Поделиться

Giriş

Bu makaleni yazmadan uzun zaman önce, bir arkadaşımın evine gitmiştim. Gittiğim zaman arkadaşım bana Türkiye’nin ünlü ressamı Nuri İyem’in eserlerini içeren kitabı gösterdi. Kitaptaki eserler arasında ağıt yakan kadınların resimleri benim dikkatımı çekmişti. Siyah başörtülü kadınların gözlerinden hüzün aktarılıyordu. Aynı zamanda bu olay benim kafamda Kazakların ağıt geleneği hakkında birkaç sorular yarattı ve bu makaleni yazmamın önemli sebeplerinden biri oldu. Türk folklorcusu Şükrü Elçin ağıtları insanoğlunun ölüm karşısında veya canlı - cansız bir varlığını kaybetme, korku, telaş ve heyecan anındaki üzüntülerini, feryatlarını, talihsizliklerini, düzenli - düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türküler olarak tarif etmiştir [4, s.1]. Araştırmacı Ö. Faruk Yaldızkaya ise ağıtları milli şiirlerin en dokunaklısı olarak adlandırır ve “ölenin ardından dökülen gözyaşları ve çekilen gönül ıstırabının acı dolu terennümleridir.” [16, s.11] diye açıklar. Doğal afetler, ölüm, hastalık gibi çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili sözler farklı Türk boyları tarafından günümüze kadar yaşatılan ortak en eski geleneklerden birisi sayılır.

Ağıtlar Türk boylarındaki dil ve gelenek farklılaşması ile geniş bir coğrafyaya dağılmasından dolayı çeşitli kelimelerle adlandırılmıştır. Bazı Türk boylarında, bugün, ağıt ve ağıt söyleme geleneğiyle ilgili şu kelimelere rastlamaktayız. Mesela, Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı Sincan bölgesinde yaşayan Uygurlar ağıt türü şiirlere mersiye koşukları, Kuzey Kafkasya’da yaşayan Kıpçak lehçesiyle konuşan Karaçay- Malkar Türkleri küy, Kırım Tatarları taqmaq adını vermektedirler. Kazakçada ağıt - coqtav demektir, kelimenin kökeni yok, yoklamaktan geliyor, bazı zamanları coqtav ırları diye de adlandırılır [1].

Türk kağanlığında toplum eylemcileri, baturlar vefat ettikleri zaman ünlü hatipler onları anmak maksadıyla ağıt söylemişlerdir. Bu ağıtlarda onların halkı için yaptığı işleri sıralanıp ve savaşlarda gösterdiği cesareti anlatılıp, sevgiyle övülmüştür. Daha sonra bu ağıtlar geniş bir ırlara/şiirlere dönüştürülmüştür ve bunları gelecek kuşaklara aktarmak için de taş üzerinde yazıp muhafaza etmişlerdir. Eski Türkler zamanına (V-VIII asırlarda) ait taş abidelerinde yer alan halkı yöneten ulu hakanların (Kül Tigin, Bilge Kağan vb.), savaşlarda hayatını kaybeden cesur askerlerin ömrünü anlatan ağıt metinlerinin az çoğu bize de ulaşmıştır [14].

Ağıtların ilk tarihi örnekleri Orhun Âbidelerinde yer almıştır. Türklerin en önemli miraslarından biri olan Kaşgarlı Mahmud’ın Dîvânü Lugati’t-Türk eseri de ağıtı tanımlamakta önemli kaynak oluyor. Çünkü, Dîvânü Lugati’t-Türk eseri 242 kıta şiir, ır, 200’den fazla atasözünü içerir. Bu eserdeki ırlar göçebelik hayat, savaşlar, ülke içindeki soy ve boy çelişkileri, tarihi insanların kahramanlıkları, hikmet, kader, doğanın güzelliği gibi konuları kapsıyor. Dîvânü Lugati’t- Türk’i ilk olarak Kazakçaya çeviren Egeubay A.: “Bu eser milli tarihi kültürel mirasımızın solmayacak çiçeği, durmayacak nefesi, kaybolmayacak hazinesidir” [14, s.47] diye tanımlamıştır. Halbuki, Dîvânü Lugati’t-Türk’i incelerken ulaşabildiğimiz en önemli keşif Saka kahramanı Alp Er Tunganın ölümünden sonra halkın söylediği ağıt/coqtav şiirinin bulunmasıdır. Saka batırı, ulu hakan, dâhi, Firdevsi’nin Şehname destanında Efrasiyab (Afrasyab) diye geçen Alp Er Tunga hakkında söylenmiş bu ağıt metini bize onun Turan halkına verdiği büyük emeğini anlatıyor [14, ss.43-47].

Saka Türkçesi

Alp Er Tunga öldi mü?

Isız ajun kaldı mu?

Ödlek öçin aldı mu?

Emdi yürek yırtılur.

Ödlek yırag közetti.

Oğrun tuzağ uzattı.

Begler begin azıttı.

Kaçsa kah kurtulur?

Türkiye Türkçesi

Alp Er Tunga öldü mü?

Dünya ıssız kaldı mı?

Felek öcünü aldı mı?

Şimdi yürek yırtılır.

Felek yarar gözetti.

Gizli tuzak uzattı.

Beylerbeyini kaptı.

Kaçsa nasıl kurtulur?

Türk boylarına ortak başka da eski edebi eserlerde ağıt metinlerine rastlayabiliriz. Onların biri Oğuz-Kıpçak devrinin (8-9 yüzyıllar) abidesi Dede Korkut destanında geçen Dirse Hanın yalnız  oğlu Boğaç Hanı annesinin anma ırıdır. Kazakların sözlü edebiyatında yer alan Kobılandı Batır, Alpamıs Batır, Er Tarğın gibi kahramanlık destanları, Kozu Körpeş - Bayan Sûlu, Kız Cibek gibi aşk destanları da farklı ağıt metinlerini içeriyor. Bu ağıtlar baturun mecburen vatanından ayrılması, düşmanlarının eline geçmesi, rehine olması, zorluk çekmesi neticesinde kaygılanan akrabalarının tarafından meydana getirilmiştir. Ağıtların eski örnekleri halk tarihinde yer alan olaylarla sım sıkı bağlıdır [14, ss.43-47].

Bu yüzden de Yaldızkayan’nın vurguladığı gibi geçmişi anlamak için tarihi bilmek yeterli olmayabilir. Bunun yanı sıra halk yaratmalarını anlamak ve halkın yarattığı bu değerlerden faydalanarak doğrulara varmak, geçmişimizi daha iyi değerlendirmemizi sağlar. Tarihçiler, tarihi olayları bulabildikleri belgelerle yorumlayarak yazar, ancak, o tarihi olayları bir de halkın gözüyle görmek, bizim konuya daha farklı bir açıdan bakmamızı sağlar. Çünkü, her olayda, özellikle de savaşlarda sevinci de acıyı da yaşayan halktır. Tabii olarak, bunun yansımaları da halk yaratmalarında görülecektir [17, s. 36].

 

Yöntemler

Makaleyi yazma sırasında yazarın bir Kazak cenazesine katılmak veya bir ağıt yakılmasını canlı izlemek ve kaydetmek imkanı olmamıştır. Bu nedenle, Kazak ağıtının analizi günümüzde elektronik ortamda bulunan ağıt kayıtlarından yapılmıştır. Sözün teknolojileşmesi zamanında halkbilimcilerin böyle bir imkanlardan yararlanmasının farklı örnekleri mevcuttur. Örneğin, Alan Lomax Folk Song Style and Culture (1968) çalışmasının Choreometrics kısmında verilen Eskimo, Iroquois ve Yeni Gine danslarının analizini saha çalışmasını yapmadan, oralarda çekilmiş belgesel filmlerden yararlanarak yaptığını belirtmiştir. Bu makalede incelenecek ağıt parçaları Kazakistan’ın Batı Bölgesi, Canaözen eyaletinin Şetpe ve Carmış köylerinde çekilmiş gazetecinin video röportajından alınmıştır. Aşağıda incelenmiş olan ağıt metinleri 16-17 Aralık, 2011 yılında yer alan kanlı Canaözen olayından[1] sonra çocuklarını kaybeden iki anneye aittır. Bu ağıtları incelemek için metin ve spektogram analizi kullanılmıştır.

 

Tartışma

Kazakların Coktav Geleneği

Etnograf araştırmacı Toktar Arınov Kazak coqtavlarını tipine ve yaratıcılarına göre birkaç gruplara ayırmıştır. Mesela, tür olarak 1) şarkı coqtav (ezgiyle söylenen coqtavlar) 2) ır coqtav (ezgisiz şiir olarak söylenen coqtavlar) 3) küy[2]coqtavlar. Coqtavların icracıları ve yaratıcılarına göre ilk grupta ölen insanın çocuklarının coqtavları(çoğunlukla, kızları) yer alıyor; ikinci grupta hayatını kaybeden adamın karısının veya annesinin söyleyen coqtavları; üçüncü grupta ünlü ozan, cıravların[3] yarattığı coqtavlar. Coqtavlar halk arasında “hüzünlü şarkılar”, “ağlama”, “ses” diye de adlandırılır [1].

İlk defa bu tür halk nazımını bilimsel olarak düzenleyen doğubilimci Ebubekir Divaev Kazaklarda “cılav” (ağlama) ya da coqtav dul kadının kocasını, kızın babasını veya kız kardeşinin ağabeyini yoklayıp şarkı söylemesidir diye tanımlamıştır. Ulu Kazak şairi Abay Kunabaev’ın coqtav ırları çoktur. Abay kendi oğlu Ebdurrahman’ın hastalıktan genç yaşında göz yumduğu zaman ona armağan dokuz tane coqtav yazmıştır. Onlar: “Ebdurahman öldüğünde”, “Büyük dedesi hacı idi”, “Dün yaşayan er Abish[4]”, “Yirmi yedi yaşında”, “Talebin Tulparını binip”, “Yersiz söylemeyen”, “Ebdurahman’ın karısı Mağaş’a söylediği teselli” (çünkü, coqtav sadece ağlayıp yoklamak değildir, aynı zamanda bir tesellidir), “Ebdurahman’ın karısı Mağış’a yazdığı coqtav” ile “Çocuğu ölen anaya Abay’ın yazdığı” ve küçük erkek kardeşi Osman’a armağan üç coqtav “Dünkü Osman”, “Dünkü Osman ağa”, “Güzel bayrağın düşmeden” diye şiirleri Kazak kültürünü ve milli düşüncesini tanıtmada büyük bir yer kazanmıştır. “Yüreğimin ucundan zehir dökülüyormuş gibi” diye başlayan coqtavını okuyarak insanın yakınını kaybetme hasreti sırasında evrensel, ortak duyguları paylaştığını anlayabiliyoruz. Abay’ın müritlerinden biri sayılan şair, ozan, tarihçi, etnograf, doğubilimci, Kazak halkının sözlü edebiyatının ilk derlemecilerinden birisi Meşhur Yusuf Kopeev’in (1858 - 1931) halk ozanı, türkücü Mustafa Şormanoğlu’na armağan 345 satırdan oluşan “Musa” coqtavı Kazak halk edebiyatındaki en zengin ve oldukça büyük bir coqtavdır [1].

Divaev sonrası Kazak ağıtlarıyla ilgilenen Ahmet Baytursunov kendisi derlediği ağıtlar üzerine yazdığı “23 coqtav” kitabını 1926 yılında Moskova’da yayınlıyor. Kitabın önsözünde Baytursunov, Kazak edebiyatının kaynağı halk edebiyatının unsurları, sözlü kültür olduğunu vurguluyor, eğer günümüzdeki uzmanlar bu hakikatı görmezden gelirse, edebiyatın sürdürdüğü yolundan kaybolacak tehlikesi var olduğunu söylemiştir. Kazak tarihinin 400 yıllık süresini kapsayan 23 ağıtta trajik ırlar verilmiştir. Onun içinde Bapay Batur, Kaz dauıstı Kazıbek biy, Isatay ve Mahambet gibi birkaç tarihi şahslara söylenmiş ağıtlar vardır. Örnek olarak, “Kaz dauıstı Kazıbek’in kızı Kamka’nın ağıtınının” bir parçasını inceleyebiliriz. “Kaz dauıstı” (Kaz sesli) Kazıbek Kazakların gurur duyduğu biyi olmuştur. Kazakçadaki biy kelimesini bozkır halk hukuğunun/kanunun temsilcisi, avukat, diplomat, hakim, olağan üstü yetenekli hatip, kısacası Walter J. Ong’in diliyle “techne rhetorikeye” sahip birisi diye açıklayabiliriz [11, s.21]. Baitursunov’un kitabından alınmış Kamka’nın ağıtının kısa bir parçasını aşağıda veriyorum[5]:

 

Alaştan ozan babacım,
Nasıl da ağlamayım,
Bütün Kazak ağladı,

Dileğimizi Hüda vermedi.
Dün yürüyen babacım,
Ağıtsız bırakılmaz Er idi

Ayrıldı Kazak koruyucusundan,

Dört sütunun biriydin

Başımıza zorluk gelirse,

Hepsinden sen iriydin!

Şu an Kazak ne yapacak?

Büyük dağı devrildi.

 

Sonra da Kamka babasının büyücü konuşmalarını, Cungar hanı Tsevan Rabdan’la tartışmada üstün çıkmasını, savaş zamanlarında Cungar ve Kazak davalarına akılıyla çözüm getirdiğini, Kazakların malı ve rehine insanlarını kan dökmeden yurduna döndürebildiğini uzun uzun anlatıyor. Kamka’nın bu coqtavı Kazak coqtav ırlarının arasında ayrıca yer alan ağıt örneğidir.

 

Kazak Ağıtının Metinsel ve Müzikal Nitelikleri

Plancke Acı, Ritim ve Söyleme: Congo-Brazzaville Punuları’nın Ağıt Yakması (2015) makalesinde ağıtların sosyal ve kişisel tabiatına odaklanmıştır [13]. Plancke makalesinde ağıtların kişisel duygular ve toplumsal kurallar arasında geliştirdiği ince bağlantısını açıklamaya çalışır. Ona göre ağıtlar ağıtçının sosyal kumaşı yeniden dokumasını ve etrafındakilerle tekrar iletişim kurmasını sağlıyor. Plancke savunduğu fikrini kanıtlamak için saha çalışmasında önceden kaydedilmiş ve fonetik işaretlerle yazılmış iki ağıt performansından seçtiği parçalarını metinlik ve müzikal açıdan inceliyor. Aynı zamanda ağıtçının durumuna ve duygusuna bağlı olan, ağıtların yapısal ifadeleri ve formülleri dışında, müzik, sözlü metin ve acı arasında hareket eden tahmin edilemeyen, doğaçlama ağıt yaratma şekilini de açıklamaya çalışır [13]. Birinci ağıtın metini iki dörtlük olarak verilmiştir. Ağıt a [a] ve i [i] seslerinde (vocables) gerçekleşen melismalarla başlıyor ve bu sesler her dörtlüğün sonunda nakarat gibi tekrarlanıyor. Melismalar aynı zamanda kısa kelimelerin uzatılmasında a [a] ve u [u] ses çiftinde kullanılıyor. Birinci dörtlük abbc, ikinciyse ddbe uyak şemalarını gösteriyor. Ama dikkat edilmesi gereken şey her dizenin oluştuğu hece sayısının düzenli olmamasıdır. Mesela, birinci dörtlükte her dize farklı hece sayısına sahiptir (9, 8, 7, 6). İkinci dörtlükte uyak şemasını ddbe olarak gösterdim. Halbuki, 8. dizenin (b) başka dizelerden daha uzun olduğunu ve konuşma şeklinde verilmesini fark ediyoruz (spektogram). Birinci anne ağıtını canım-au diye haykırarak bitiriyor.

 

 

Tablo 1.  

Birinci Ağıt

 

Orijinal metin

Türkçe çevrisi

 

Ayyyyy

Ayyyyy

1

Taspen ursa da boladı goi,

Taşla vurursa da olurdu

2

Ayagına da timey-ak,

Bacağına da değmeden

3

Kolına da timey-ak,

Koluna da değmeden

4

Basınan-au atıptı-au

Kafasına vurmuşlar

 

Ayyyy

 

5

Armanı ketti-au işinde

Hayalleri gitti içinde

6

Barmağı ketti-au tisinde

Parmağı gitti dişinde

7

Kelin alıp toy jasaimın dep oturğanda,

Gelin alıp, düğün yapayım diye oturduğumuzda

8

Osunday küyge tap boldık

Böyle bir duruma denk geldik

 

Ayyyyy

Ayyyyy

 

 

Canım-av

Ağıt sonunda odada toplananlar arasında “sabır, sabır” diye teselli etmeye çalışanların sesi çıkıyor. Haykırışlar da ağıtın bir elemanını oluşturur. Plancke haykırışlar, hıçkırıklar veya söyleyişler ağıtların müziğini engellediğini öne sürer:

Vefat eden insan hakkında hatıralar meydana geliyor. Bazen bu anıların şarkı olarak söylenmesine rağmen, çoğu zaman onlar konuşuma şeklinde anlatılırlar. Konuşma mecburen ağıtın müzikalitesini engeller. Kaygı, acı derin oldukça, ağıtı kesen/bozan anlar da çok oluyor [13, s.107].

8. dizenin konuşma şeklinde verilmesi, gördüğümüz gibi Kazak ağıtının da müzikalitesini engellemiştir. Annesi “gelin alıp, düğün yapayım diye oturduğumuzda” diye oğlunun vefat etmeden önce evlenme planı olduğunu anlatıyor, onun hayallerini gerçekleştiremediğinden pişmanlık duyuyor. Böylece, anne ağıtında çocuğu hakkında anılarını, hatıralarını paylaşıyor. Ama annenlerin ağıtlarında ağlamalar, hıçkırıklar olmasına rağmen, şiddetli haykırışlar görünmemektedir. Plancke ağıtların melodik alanını detaylı göstermek için spesifik bilgisayar uygulamasını kullanmıştır. Aşağıda verilen resimlerde göreceğiniz gibi Sonic Visualiser bilgisayar programıyla çıkartılan Kazak ağıtlarının melodik alanının spektogramları gösterilmiştir. Bu spektogramlarda ağıtın melismaları ve sözleri zaman çizgisinin üzerine yerleştirilmiştir. İkinci ağıt daha uzun sürdüğü için spektogramda sadece ilk 30 saniyesi gösterilmiştir.

İkinci ağıt[6] yaklaşık 3 dakika sürüyor. Birinci ağıttan farklı olarak bu ağıt gazeteciyle diyalog tarzında, yani gazetecinin sorularına verilen cevap olarak şekillenmiştir. Ağıtçı gazetecilere “aynalayın baldar” (gözlerini seviyim, çocuklar) veya “baldarım” (çocuklarım) diye hitap ediyor. Bunlar 3. ve 9. dizelerde tekrarlanıp geçiyor. Hem resmi (edebi) Kazakçadaki balalar (bala teklik hali) kelimesini ağıtçı Batı Kazakistan ağzıyla baldar diye telaffuz ediyor.

İkinci ağıt dörtlüklere bölünmemiştir. Çünkü bu ağıtta düzenli bir uyak görünmemektedir. Anne inleyerek çocuğunun ölümünü gazetecilere anlatıyor. Ağıt daha çok haykırışlardan, belirli bir kalıplaşmış ve tekrarlanan cümlelerden oluşmuştur. Ağıtta verilen olayın çizgisi isyancıların profesyonel pusucu tarafından vurulması, çocuğunun kafasına kurşun değmesi, sonra da bu protestonun milli kanal taraflarından yayınlanmasından oluşmuştur.

Figür 1. söz/cümle (S) ve melismaları (M) gösteren birinci annenin ağıtının tam spektogramı

Aynı zamanda ağıtçı hükümeti eleştiriyor: 1. ve 2. dize “bağımsız bir ülke olup, eğlendiğimiz bu muydu?”, 27., 28. ve 29. dizeler “otuz yediden[7] ne farkı var? gençleri öldüren bu zamanın” diye geçiyor. Ağıt gazetecilerle dialog şeklinde oluştuğu için de ağıt metninin 11., 12., 20., 32. dizelerinde gazetecilere “bize niye soruyorsunuz, kaygımı tekrardan uyandırıyorsunuz” diye haykırarak acısını ifade ediyor. Anlatımda kullanılan kalıplaşmış ifadelerin örnekleri şunlardır: kırşınınan kyıldı (genç çağında ölmek)/kapyada ketti (aniden gitti)/ bozdak (yiğit). 

 

 

Tablo 2.

İkinci Ağıt

 

Orijinal metin

Türkçe çevrisi

1

Egemendi-ayyy el boleeep,

Bağımsız ayyy bir ülke olup

2

Kızıktı bolğanı osı ma-ayyy?

Eğlenceli olduğu bu muydu?

3

Aino-o-o-o-layin baldarım!

Gözünü seviyim, çocuklarım

4

Şatırdaaaaa jatıp-ay sığalop

Çatıda-a-a-a-a yatıp-ayyy gizlice

5

Kıltiğan kıradı baldardı-au!

Pusucu çocukları öldürür

6

Kırşınınan-ay kiğanı-auu

Gencecik çağında vurulmuşlar

7

Mınau da ok atkan-auuu ne zaman

Bu ne zaman kurşun yağdıran

8

Mınau da ok atkan-auuu ne zaman

Bu ne zaman kurşun yağdıran

9

Ainalayin ayyy baldarım

Gözünü seviyim, çocuklarım

10

Nesin de ayyyy bizden oyyy suraysın

Onu bize niye soruyorsunuz

11

Nesin de ayyyy bizden oyyy suraysın

Onu bize niye soruyorsunuz

12

Jazıksızdan oyyy jazıksız

Masum oyyy masum olarak

Kazak coqtavı kendisine özgü olan ve asırlarca gelişmiş farklı uzun bir makama sahip olduğunu Arınov belirtmiştir. Bu ağıtta ses ince perdelerden kademeli olarak iniyor. Ses akımının itici gücü a [a], i [i], u [u] ve o [o] ünlü seslerinde gerçekleşen melismalarla geçiyor. Melismaların hepsini olmazsa da, daha belirginlerini metinlerde fonetik işaretlerle gösterdim. Melismalar geniş ses perdelerinde söyleniyor, bu yüzden de daha çok melodik çeşitililiğe sahiptir (1 ve 2. figürlere bakınız). Bu ağıtların ezgileri hakkında profesyonel müzisyen arkadaşımla danıştığım zaman bu ağıtları bir beste ya da şarkı olarak nitelendirmenin imkansız olduğunu söyledi. Çünkü onların şarkı ya da müzik olarak adlandırılması için gereken üç şart yerine getirilmemiştir. Onlar: 1) notaya dökülebilecek ezgi 2) düzenli (regular) ritim 3) uyum (harmony). Analizde gördüğümüz gibi ağıtların müziğinin de, metninin de düzenli ritim, uyum ve uyaktan ziyade ağıtçının yaratıcılığına ve doğaçlamaya dayanıklı olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden de mesela ağıtlar koro olarak söylenilmez.

Figür 2. söz/cümle (S) ve melismaları (M) gösteren ikinci annenin ağıtının ilk 30 saniyesinin spektogramı

Kazak Ağıtının İcrası, İşlevi ve Anlamı

İncelenen ağıtların videoları izlenirken ağıtçıların pozuna dikkat edilmiştir: ağıtçıların kolları ve bacakları kalbe doğru tutulmuştur. Herkes mobilyasız boş odada sadece halı döşenmiş zeminde oturuyorlardu. Ağıt performansı sırasında her annenin ağıtını tek başına söylenmesine rağmen yanında teselli eden, “sabr, sabr” diyip avutmaya çalışan başka kadınlar da vardır. Ağıtçıların ellerinde mendil vardı. Dikkat çeken daha bir şey, kadınların taktığı başörtülerin rengiydi. Annelerin taktığı başörtüler beyazdı. Bu Kazakların yas rengi siyah değil beyaz olduğunu belirtiyor.

K. W. Clarke ve M. W. Clarke Introducing Folklore (1965) (Folklorı Tanıtma) kitaplarında öğrenci halkbilimcilere folklor unsurlarını derleme işini ilk önce kendilerinden başlamayı tavsiye ederler. Ben de bu tavsiyeni verilen makalemi yazma süresinde uygulamaya çalıştım. Örneğin, bu makaleyi yazma sırasında kaynak kişilerden bir tanesi de annem oldu. Annem bizim yöremizde (Karagandı) ağıtların ezgisiz söylendiğini, daha çok Rus ağıtı priçitanieye (kökeni çitat’ - okumaktan geliyor) benzediğini anlattı. Bu merkezi Kazakistan’da çok sayıda Rusların yaşamasına ve onların Kazak kültürünü de etkilemesine ilişkin olabilir. Ama annemin kendisinin başka bölgelerde (mesela, Cezkazgan veya Taldıkorgan) katıldığı cenazelerinde ağıtların ezgiyle söylendiğini anlattı. Hem bu ağıtların monoton ezgiyle ve kalıplaşmış ifadelerden oluştuğunu söyledi. Hatta bazı yerlerde ağıtları kendileri yaratamadığı için kağıda/taslağa bakarak söyleyen ağıtçılara tanık olmuştur.

Çobanoğlu  (2000) insanları “sosyal” kılan şeyin iletişim olduğunu savunuyor. İnsanlar el kol, jest ve mimikler gibi sözsüz iletişim yöntemleriyle sayısız yoldan iletişim kurabilirler. Ama Walter Ong’un yazdıklarından yola çıkarak Çobanoğlu iletişimin hakimi dil olduğunu öne sürer [5]. Sözlü kültürde bir insanı bir konu hakkından derin düşünüp, sorunlar karşısında çözümleyici kılmanın yöntemi, insanın kendi kendine veya bir başkasıyla gerçekleştirilen “diyalog” türündeki iletişimdir [5, s. 124-125]. Demek ki ağıt geleneği sözlü kültürün bir parçası olduğundan dolayı bu makalede incelenen ağıtları da Canaözen annelerinin kendi kendileriyle, odada oturan taziye ziyaretine gelenlerle, gazetecilerle, toplumla, hükümetle kurduğu diyalogu olarak yorumlayabiliriz. Hükümetin insan haklarını bozma neticesinde çocuklarını kaybeden anneler bu soruna ağıtlarıyla tepki veriyorlar, ağıtlarını kitle iletişim araçlarına kaydettirerek seslerini duyurtmak istiyorlar, ve böylece sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyorlar.

 

Sonuç

Yukarıda verilen iki ağıtın metinlik ve müzikal niteliklerini inceledikten sonra elde ettiğim  sonuç bu ağıtların ezgilerinin ne uzun hava, ne de kırık hava olmasıdır. Buna ek olarak bu iki ağıt düzenli ritme sahip olmamıştır ve tamamen doğaçlamaya dayanmıştır. Canaözen’de oturan annelerin söylediği ağıtlar sadece kişisel duyguları, acıları paylaşmak için değil, toplumsal sorunları dile getirmek, hükümeti eleştirmek için söylenmiştir. Ağıt metninde ise barışçıl protesto sırasında silahsız insanların hükümet tarafından öldürülmesi söz konusu olmuştur. Ağıtlarda gençlerin ölüm nedeni, mekanı ve zamanı tasvir edilmiştir. Fakat verilen örnek ağıtlarda anlatının akışı ve bütünlüğünde tam bir kesinlik ve kararlılık görünmemektedir. Yani ağıtlarda ölüm olayına ilişkin sahneler kesitler halinde görünmektedirler. Özellikle bu bağımsızlığı birinci ağıtta açıkça görebiliyoruz. Bu makalede belirtildiği gibi Kazakların ağıt geleneği zaman süresince siyasi ve tarihi nedenlerden dolayı farklı değişimlere uğramıştır. Yazılı ve sözlü kültür etkileşimi nedeniyle eskiden tek kişinin becerebildiği bir işi artık ağıt yaratıcıları ve icracıları olarak farklı insanlar yapıyorlar. Araya teknoloji de eklenmiştir. Ağıtlar artık kişisel duyguları, acıyı paylaşmakla beraber, toplumsal sorunları çözmek için kullanılan bir araç haline getirilmiştir. Kazakistan’da ağıt geleneğinin sözlü kültür mirası olarak hala canlı yaşandığını görebiliriz.

Список литературы

  1. Arynov T. Jyrmen Qalangan Eskertkish. [Жырмен қаланған ескерткіш» (Жоқтау өлеңдерінің шығу тарихы)] // Kazakstan Ayelderi, 1990. №1, C. 20.
  2. Baytursynov A. Bes tomdyk shygarmalar jinagy. [Бес томдық шығармалар жинағы] Almaty.: Alash, 2003, Tom 1. 408 c.
  3. Bozdagym. Kazaktyn Joktav Jyrlary. [Қазақтың жоқтау жырлары] Almaty.:Zhazushy, 1990. 304 c.
  4. Elçin Ş. Türkiye Türkçesinde Ağıtlar. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayını, 1990. 170 c.
  5. Çobanoğlu Ö. Aşık Tarzı Kültür Geleneği ve Destan Türü. Ankara: Akçağ Yayınları, 2000. 305 c.
  6. Islamjanuly K. Kazaktyn Otbasy Foklory. [Қазақтың отбасы фольклоры] Almaty: Aryss. 332 c.
  7. Istorya Oppozitsii Kazakhstana. Joktav Po Ubıtym v Zhanaozene i Shetpe [Жоктау по убитым в Жанаозене и Шетпе.] [электронный ресурс]. 2017 URL: https://www.youtube.com/watch?v=Q9XtXzhnHxU (Дата обращения: 06.07.2021).
  8. Jakupova, J. Joktav Janry. [Жоқтау жанры] // KazUU Habarshysy. 2005. №4. С. 168-169.
  9. Kaya D. Anonim Halk Şiiri. Ankara: Akçağ Yayını, 1990. 185 с.
  10. Lomax A. and Erickson E. Folk song style and culture. 1st ed. Washington: American Association for the Advancement of Science, 1968. 450 с.
  11. Ong, W. Orality and literacy. 1st ed. London: Methuen, 1982. 230 с.
  12. Özarslan S. Nuri İyem 100 yaşında. [электронный ресурс]. 2017. URL:http://sevincozarslan.blogspot.com.tr/2015/10/nuri-iyem-100-yasnda.html (Дата обращения: 06.07.2021).
  13. Plancke, C. Pain, Rhythm and Relation: Funerary Lament Among the Punu of Congo-Brazzaville // Yearbook for Traditional Music. 2015. №47. C. 82-97.
  14. Şapıyan, M. Türk Sözlüğü // Anız Adam. 2013. №12, C. 43-47.
  15. Turkedebiyati.org. Ağıt Nedir? Ağıt Örnekleri Özellikleri Türleri. [электронный ресурс]. 2017. URL: http://www.turkedebiyati.org/agitlar.html (Дата обращения: 06.07.2021).
  16. Yaldızkaya, Ö. Faruk. Emirdağ Yöresi Türkmen Ağıtları. İzmir: Bayraklı Matbaası, 1992. 100 c.
  17. Yaldızkaya, Ö. Faruk. Bir Kore Ağıdı // Erciyes Dergisi. 1996. №5 C.221.

Предоставляем бесплатную справку о публикации,  препринт статьи — сразу после оплаты.

Прием материалов
c по
Осталось 2 дня до окончания
Размещение электронной версии
Загрузка материалов в elibrary